Yakındır!

Yakındır!

Muhafazakâr-mütedeyyin ailelerin çocukları önce analarına babalarına bakıyorlar, sonra toplum geneline bakıyorlar, din adına konuşulanlara, yazılanlara, yapılanlara bakıyorlar, önlerinde internet var, tarih, sosyoloji, psikoloji, antropoloji, arkeoloji, biyoloji, fizik vs. bütün bu konulara ilişkin bilgi ellerinin altında, bir de yaşanan hayat var, çok hızlı akıyor, dünya küçüldü, bilgi ve haber anında yayılıyor, ilaveten çocuk işe girecek giremiyor, bir şey yapmak, üretmek, geliştirmek istiyor engelleniyor, yeteneği olduğu halde olmak istediği şeyi olamıyor, insanlık arıyor bulamıyor, adalet arıyor bulamıyor, bir şey söylüyor bastırılıyor, 19-20 yaşlarında genç şöyle bir düşünüyor, iyilik, güzellik, akıl, erdem, adalet, hürriyet bunun neresinde, bu ne işe yarıyor. Sonra bir arayış başlar, çocuk sağa bakar, sola bakar, kendini ifade edecek bir şey bulur sonunda, bir var olma, bir protesto, bir direniş yolu, çizgiyi çeker, hadi bana eyvallah, siz de arkasından böğürürsünüz, mabad oğlanlığı da böyle bir şey işte. Okumaya devam et

Reklamlar

Akıl Dağıtılırken Neredeydiniz!?

Akıl Dağıtılırken Neredeydiniz!?

Belden aşağı “din” – sapıklığın son sürümü. “Din” adı altında bir dizi sapıklık içeren belden aşağı mevzuları anlatıyorlar, sonra da gençler Deist, Ateist oluyor diye yaygara koparıyorlar. Cima ederken kimi düşünmemiz gerektiğini dahi söyleme cür’etini gösteren kalas kafalının zihinlere “din” diye enjekte etmeye çalıştığı kaçıklık karşısında meselelere enikonu vakıf olmayan insanlar için son çare kaçıştır. Sonradan uyananların durumu ise acıklı, odasına 17 tane başörtülü Ateist geldikten sonra uyanan Profesör arkadaş biraz daha basiretli olabilseydi bir belanın yerine -ona tepki olarak- ortaya çıkan bir diğer belanın bağıra bağıra geldiğini 10 yıl önce fark etmiş olurdu mesela. Kendimi iman bekçisi olarak görmediğim için söylediklerim not düşme kabilinden – hâlâ akıllanmayanlar kategorisine dair kendi günlüğüme düştüğüm not. Okumaya devam et

Doktor Frankenstein’ın Sefaleti

Doktor Frankenstein’ın Sefaleti

Bilgelik insanın kendi varoluşu meselesini halletmiş olmasıyla alakalıdır, bu konuda bize yardımcı olabilecek âlim, feylesof, mütefekkir, münevver hiç kimse yoktur, insan zihninin ürünü kitaplar bu konuda hepten kifayetsizdir; bu, her birimizin kişisel meselesidir, her birimiz kendi varoluşumuzla baş başayız – felaketin ortasında yapayalnız olma durumu, “İnsanın Allah’a ihtiyacı yok” diyen “aklın” halt ettiği nokta! Okumaya devam et

İdeolojik Ruh Hastaları

İdeolojik Ruh Hastaları

Herkes vaiz, herkes yol gösterici, herkes kurtarıcı – tımarhane kaçkınlarından müteşekkil bir toplum. İnanca dönüşen fikir, korkunç bir cinayet aleti! Mutluluk ve kurtuluş reçeteleri yazanların ardından sözü mezarlıklar alır – ütopya ve trajedi. Okumaya devam et

Enkaz Altında – Enkaz Üstünde

Enkaz Altında – Enkaz Üstünde

Var olmak felaketine tahammül edebilmek için ya çocuk ya da deli olmak lazım. Çocuklar ve deliler benim için her zaman ilgi çekici olmuştur, sık sık düşünmüşümdür onları, dünyayı dert etmezler, günübirlik yaşarlar, hayattan yana korkusuz ve eğlencelidirler, ânı yaşarlar, geçmişin hesabını tutmadıkları gibi geleceğe dair birtakım küçük hesaplar da yapmazlar, âlemde hancı olmaya hiç niyetleri yoktur, bu bakımdan çocuk ya da deli olmak evliya olmak gibi bir şeydir. Okumaya devam et

Kurban Numarası Yapmayın!

Kurban Numarası Yapmayın!

Dünya yeterince gürültülü, insanlar bağırıyor, çığlık atıyor, kavga ediyor, birbirini yiyor, herkes konuşuyor, hiç kimse birbirini duymuyor; devamlı konuşan sağır olur! Kadim bilgeliğin yolu olan sessizlik, 21. Yüzyılda daha da kıymetli. Kişiyi en iyi kendisi anlar, başkalarına bir şeyler anlatmaya çalışmak, boş yere kendini ifade etme çabası gereksiz. “Yazmak, Tanrı’yla konuşmanın bir çeşididir” diyor Cioran, benim için kendi kendime konuşmaktan, kendimi ikna etme çabasından, zihnimde barınan ve beni rahatsız edeni dışarıya atmaktan öte bir anlamı yok. Allah’la konuşmak istersem yalnız kaldığım anlarda sözlü dua yolunu tercih ederim ve bu dua, O’ndan maddî bir şeyler istemek, amiyane tabirle “O’nu işe koşmak” şeklinde olmaz. Ancak insanî bir çelişkinin tespiti babında şuna katılırım, mezar kazıcılar çocuk yapar, şüpheciler yazar. Okumaya devam et

Akıl Duasına mı Çıksak Ne Yapsak!?

Akıl Duasına mı Çıksak Ne Yapsak!?

Türkiye’de fikrin adı var sadece, gerçekte fikir dünyası diye bir şey yok. Sosyal ve siyasî buhran dönemlerinde yeni düşünürler, sanat ve fikir akımları ortaya çıkar, kendini yenileyerek buhranı aşma çabasının doğal sonucudur bu, insanlar konuşur, tartışır, hatta fikir bazında çatışırlar, sonunda bir hulasa ortaya çıkar, zaman zaman sancılı da olsa yenilenme gerçekleşir ve yürüyüş devam eder, Batı’da böyle olmuştur. Bizde ise şu kadar belanın ortasında ne bir düşünür ne de sadra şifa bir fikir çıkıyor ortaya, tarih zindanında kıvranıyoruz, bugün burada yaşamayı beceremeyen “aklın” geçmişle eğleşmesini izliyoruz ve bu arada hem güç bela elde ettiğimiz kazanımları yitiriyoruz hem de toplamda kaybetmeye devam ediyoruz. Akıl duasına mı çıksak ne yapsak!? Okumaya devam et

Gitmek, Yaptığımız En İyi Şey

Gitmek, Yaptığımız En İyi Şey

İnsan bir yandan dünyaya ve hayata dair yersiz umutlar beslerken diğer yandan daimi bir kaygı içinde her gün bir aksilik, bir felaket ya da bir facia bekliyor, tedirgin ve tetikte. Hangisi daha baskın, umut mu, kaygı mı? Baskın olan kaygıdır, insan acıdan kaçmak ve her yönden korunmak ister, zira dünya güvenli bir yer değil. Okumaya devam et

Kapana Kısılmış Bir Varlıktır İnsan

Kapana Kısılmış Bir Varlıktır İnsan

Genel olarak filozoflar hemen her konuda teorik düzeyde kalmışlar, insanın ve hayatın derin hakikatlerine nüfuz edememişlerdir. Herhangi bir konuda ince bir fikir işçiliğiyle örülmüş teorik çerçeve elbette iş görür ancak bu tek başına yeterli değildir. Teorik düzeyde kalmalarının doğal sonucu olarak, Cioran’ın ifadesiyle filozofların hemen hepsi sahici ıstırapları es geçmiştir. Felsefe bilmek önemlidir, böyle olmakla birlikte bir şerh düşmek babında şu kadarını söylemek gerekir ki mecrasında sapmış felsefe akıl fuhşudur. Şahsen bu bakış açısından hareketle, bir noktadan sonra mecrasından saparak akıl fuhşuna dönüşen felsefî tatsızlıklardan uzak hayata, insana, insanî ilişkilere, yaşanmışlıklara ve ıstıraplara dair yazıp konuşmak istiyorum. Okumaya devam et

Buhran

Buhran

Hep aynı muğlaklık, daimi bir bulantı, gerilim ve buhran… Yarın muğlak, göreceğim karşılık anlamında ölümden sonra nereye gideceğim meçhul; geçmiş bulantı, bu nedenle içinden süzülerek geldiğim, lanetli olsa da neticede bir parçası olduğum tarihin derinliklerinde aramıyorum kendimi, şimdi, burada varım, bugün beş yıl önceki ben değilim, beş yıl sonra da bugünkü ben olmayacağım lakin her zaman ben benim, bunu biliyorum; düşünmek, sorgulamak, iç çatışma, hesaplaşma gerilim; var olmak, işte bu başlı başına bir buhran! Okumaya devam et

“Rezidans İslam’ı” ve Son Kazıklanma Tarihi

“Rezidans İslam’ı” ve Son Kazıklanma Tarihi

İnsanların dindar olup olmadıkları beni hiç ilgilendirmiyor, kişinin parayla olan ilişkisine, insanî ilişkilerine, başkasının hakkına tecavüz edip etmediğine, sözünde durup durmadığına, yalan söyleyip söylemediğine, kibirli olup olmadığına, varsa eğer elindeki imkânları başkalarıyla paylaşıp paylaşmadığına bakarım, bana ne el âlemin dindarlığından. “Gerçek İslam bu değil!” Baygınlık geldi, gerçeğini gösterin de bitsin bu iş, yalnız kendiniz gösterin, fiilen, yani Kur’an, Sünnet, Asr-ı Saadet edebiyatı yapmayın, zira bunlarla bir sorunumuz yok. Okumaya devam et

Ölürken Herkes Yalnızdır

Ölürken Herkes Yalnızdır

Bugüne nasıl geldiğimiz önemli, başkalarına özenerek, kiralık akıl ve fikirlerle mi, yoksa kendimiz olarak mı bu noktadayız, mesele budur. Birçok filozof, ilim ve fikir adamı, sanatçı mutsuz ayrıldı bu dünyadan, şuur onlara en ağır bedeli ödetti. İç çatışma, gerilim, varoluş sancısı, haberdar olmak, düşünmek, hissetmek, bilmek, anlamak, görmek, sorgulamak, bunlar mutsuzluk sebebidir, zira hazza mani olurlar, dolayısıyla kalabalığa ayak uydurmak ya da araziye uyum sağlamak mutluluğun anahtarıdır bir bakıma. Bu anlamda mutsuzluk dediğimiz şeyi “gerçek mutluluk” olarak nitelendirmek bir avuntudur sadece, amiyane tabirle bir züğürt tesellisi, hem şuurlu hem de mutlu olmak için ruh hastası olmak gerekir, zira ikisi bir arada bulunmaz ya da iyi bir tiyatro sanatçısı olmalısınız. Okumaya devam et

Kültürlü Olmak Ne Demek, Taşrada “Yüksek Sosyete” Taklidi Yapmak mı Demek?

Kültürlü Olmak Ne Demek, Taşrada “Yüksek Sosyete” Taklidi Yapmak mı Demek?

Kültürlü olun dedik, bir İngiliz, Alman ya da Fransız gibi davranın demedik. Batı taklidi olmayan kendimize özgü bir modernlik, gelişmiş bir fikir ve sanat dünyası, nezaket, zarafet, dünyayı bilmek, tanımak, görgüsüz olmamak; gâvura benzeyelim değil. Okumaya devam et

Şahsî Beyannâme

Şahsî Beyannâme

“Bana İsmail deyin” diye başlıyor Herman Melville’in Moby Dick’i, hikâyemin başlangıcını “Bana Umutsuz deyin” giriş cümlesiyle başlatabilirim, bunun ne anlama geldiğini daha sonra beyan edeceğim. Bazı okumalara göre Kaptan Ahab, 20. Yüzyıl diktatörlerinin habercisiydi, ben de hayal kırıklığından, kederden, gerçek umutsuzluktan kurtuluşun bir yolu olarak bu yüzyılda umutsuzluğun müjdecisiyim. Okumaya devam et

Kitap Okuma Listesi – Batı Düşüncesi

Kitap Okuma Listesi – Batı Düşüncesi

230 kitaptan oluşan yeni liste aşağıdadır. İsimler müelliflerin ölüm tarihlerine göre kronolojik olarak sıralanmış, halen hayatta olan yazar ve düşünürlerin ise yine kronolojik olarak doğum tarihlerine yer verilmiştir. Listede yer alan tüm kitaplar muhtelif yayınevleri tarafından Türkçe olarak yayınlanmıştır, bu nedenle herhangi bir yayınevi ismi zikredilmemiştir. Liste edebiyat eksenli olmadığı için sadece gerekli görülen edebî eserlere yer verilmiştir. Okumaya devam et

Vay Ayılar Vay! Ben Utanıyorum, Siz Utanmıyor musunuz?

Vay Ayılar Vay! Ben Utanıyorum, Siz Utanmıyor musunuz?

Ayılar kaba kuvvete dayanırlar, obur tabiatlı hayvanlardır, etobur olsalar da hemen her şeyi yerler, meyve, bal, ot, kök ve saire… Üretken değil talancı ve hırsızdırlar, arıların bin bir emekle ürettikleri balı yemek için için kovanları talan ederler. Kaba saba, görgüsüz, yol erkân bilmez insanlara da -aynı özellikleri taşıdıkları için- halk arasında “ayı” denir, bunlar dolaylılık nedir bilmezler, doğrudan hareket ederler, ölçüsüzdürler, talancı oldukları gibi sorunlarını da kaba kuvvetle halletmeye çalışırlar. Okumaya devam et

Elma Dersem Kanat Çırp, Armut Dersem Kanat Çırpma!

Elma Dersem Kanat Çırp, Armut Dersem Kanat Çırpma!

İktidarın “Atatürkçü” görünerek milleti kazıklamaya çalışmasına mı laf yetiştireyim, hâlâ AK Parti’ye üye kaydı yaptırmadığı için Bay Bahçeli’yi mi eleştireyim, “İsrail’le savaşmak caiz değil” diyen Suud’a mı laf sokayım, yoksa memleket hayvan katleden tecavüzcü sapıklarla dolmuş ona mı söveyim, vallahi bilemedim, aktüaliteye ömür yetmez, en iyisi ben kendi iç dünyamda takılmaya devam edeyim. Okumaya devam et

İnsan Hikâyelerle Yaşar

İnsan Hikâyelerle Yaşar

Ülkeyi kurtarıyormuş gibi yaparsak ayıp olur, henüz kendi problemlerini çözememiş âdemleriz sonuçta, onun için son zamanlarda daha çok edebiyatla meşgulüm, bir ihtimal kendimi ateşten kurtarırım diye ümit ediyorum, ötesi beni aşıyor. Okumaya devam et

Geri Kalmış Fikir Dünyası, Porno Yıldızları, Mafyatik Milliyetçilik Ve Saire; İyi Bir İş Yapın!

Geri Kalmış Fikir Dünyası, Porno Yıldızları, Mafyatik Milliyetçilik Ve Saire; İyi Bir İş Yapın!

Yazdıklarımın karşılığı olmalı, böyle düşünülüyor genellikle, karşılık bulmayacak konularda neden yazayım, ne anlamı var diye “akıl” yürütüyor çoğunluk. Yani sümüklü gündemin, sidikli siyasetin esiri olmuşsa toplum ya da magazinin, dedikodunun peşine düşmüşse yahut içi boş “dinî” tartışmalara odaklanmışsa, ben de bu alanlarda mı kalem oynatmalıyım, dikkat çekmek için ipe sapa gelmez şeyler mi söylemeliyim, ecinniler ülkesinde sürüye mi dâhil mi olmalıyım!? Mümkün mertebe bunlardan uzak durmaya çalışmakla birlikte bin bir türlü tezviratın havada uçuştuğu bir ortamda bir noktadan sonra biz de siyasete odaklanmak, en azından tarihe not düşmek için bu alanda yazıp konuşmak zorunda kalıyoruz. Okumaya devam et

Türk Siyaseti ve Millî Görüş

Türk Siyaseti ve Millî Görüş

Fikrî ve siyasî meddahlıktan iğrenirim, ilaveten hayatımda hiç Amerikancı olmadım, bilakis TV’de canlı yayında NATO’ya açıkça “kâfir” demişimdir ki herhalde bir örneği daha yoktur, bu saatten sonra Maoist, Stalinist ya da Çinci, Rusçu da olamam, “olalım” diyeni de iplemem, yaşayanlardan, yazarından, şairinden, aydınından, mütefekkirinden hiçbir beklentim yok, hiç birini takmam, ölülerle sohbet etmeyi yeğlerim, kalabalıktan ise her daim kaçmışımdır; bana insanca gelin, hakiki mânâda insanca, işte o zaman oturup çay içebiliriz, size değer verebilirim, ekmeğimi tuzumu paylaşabilirim, sizinle yol yürüyebilirim, yoksa günahımı dahi vermem. Okumaya devam et

İYİ Parti ve Siyaset Üzerine Mülahazalar

İYİ Parti ve Siyaset Üzerine Mülahazalar

Anarşist değilim, Türkiye’yi birileri yönetecek, birileri devleti idare edecek, gerekli organizasyonları yapacak, bu bir zorunluluk. AK Parti 15 yıldır yönetiyor, benden de iki defa oy aldı, neticede hiçbir şey, hiçbir iktidar ebedî değil, bâkî olan Allah. Milleti alternatifsizliğe alıştırdılar, herkes ölümü gösterip sıtmaya razı etme peşinde, havale geçiriyoruz zaten her gün, halimiz kalmadı. Bu bakımdan Bay Bahçeli ve Bay Perinçek’in desteği bir yere kadar iş görür, ilâ âhir böyle gitmez. Onları da bir noktaya kadar anlayabiliyoruz, 15 Temmuz, mevcut şartlar, bölgesel gelişmeler ve saire, bu ahval ve şerait içinde çareyi iktidarla birlikte hareket etmekte buldular, biz de öyle yaptık, 17-25 Aralık’tan itibaren gelişmeleri partiler üstü meseleler olarak nitelendirip, iktidara destek verdik lakin bir yere kadar. Okumaya devam et

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (10)

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (10)

Nebahat’la sohbetimizin sonuna geldik, yani Osuruk Meyhanesinden Notlar’ın sonu. Bundan sonra ecinniler ülkesinde Uyanık Oğlu Diri ile baş başa zaman geçireceğiz biraz. Sözü fazla uzatmadan notlarıma geçiyorum… Okumaya devam et

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (9)

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (9)

Yalnızlığın bittiği yerde panayır başlar ve panayırın başladığı yerde büyük artistlerin gürültüsü ve zehirli sineklerin vızıltısı başlar, diyor Nietzsche. Panayıra katılmamakta, pazara dâhil olmamakta, büyük artistlere kıymet vermemekte, zehirli sineklerin vızıltısına kulak tıkamakta ısrarlıyım. Devam ediyor, Dünyada en iyi şeyler bile kıymetsizdir, bir göstereni olmazsa. Halk bu göstericilere büyük adam der. Elimde gösterilecek herhangi bir şey yok, birilerine bir şeyler göstermeye niyetli de değilim, halkın gözünde “büyük adam” olarak nitelendirilmeye heves etmedim hiç. Devam ediyor, Halk büyükten pek anlamaz, yani yaratıcılıktan. Ama büyük davaların bütün göstericilerinden ve artistlerinden zevk alır. Dünya, yeni değerler yaratanların etrafında döner. Görünmeden döner. Oysa halk ve şöhret artistlerin etrafında döner. Şarkı sözleri geliyor aklıma, yol bir garip, yolcu bir garip, dönüyor dünya, o da bir garip… Okumaya devam et

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (8)

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (8)

Osuruk Meyhanesinde yaşamak zor, koku dayanılmaz, osuruktan gündemin osuruktan meseleleri can sıkıcı, iç karartıcı olduğu gibi, hızına yetişmek de mümkün değil, ha bire osuruk. Bu nedenle gündem dışı fikrî meseleler üzerine eğilmekte yarar görüyorum. Osuruk Meyhanesinde Notlar’ın bu bölümünde kültür, akıl, devlet, adalet, düzen ve toplum gibi meselelere dair notlarım var. Jurnal’imi genişletiyorum, evet. Okumaya devam et

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (7)

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (7)

Örgütlü cehaletle başa çıkmak zordur, sinirleriniz bozulur, yıpranırsınız, tahammül eşiğiniz düşer. Mesela ahlakî zafiyet yaşayan, tarih bilmeyen, felsefî meselelerden anlamayan, kültürsüz, sanat anlayışı sıfır olan sonradan görme insancıkların “küçük dağları biz yarattık” havasına girmeleri beni sinir hastası yaptı. Özellikle bazılarına kamuya açık bir biçimde gün yüzü görmemiş küfürlerle dümdüz sövmek istiyorum, bazılarını ise dövmek. Size de böyle olmuyor mu bazen? İnsan her şeyi içine atmamalı Nebahat! Okumaya devam et

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (6)

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (6)

Osuruk Meyhanesinin kokusu mu biter, adı üzerinde Osuruk Meyhanesi. Bu bölümü, artık kokusundan baygınlık geçirecek hale geldiğimiz futbol meselesine ayırıyorum. İki başlık altında ikişer paragraflık sözüm var, kısa ve öz.   Okumaya devam et

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (5)

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (5)

“Fenomen” kelimesi zihinleri işgal etti, Yunancadan Fransızcaya geçmiş, “idrak ve imkân sınırlarının içine girdiği kadarıyla varlık” anlamında. TDK maharetini göstererek kelimeyi “görüngü” olarak karşıladı, müthiş entelektüel bir kelime. Dolayısıyla “sosyal medya fenomeni”, “kamusal yayın ve iletişim araçları görüngüsü” oluyor bu durumda, gülücük! Bir de felsefî olarak “fenomenizm” var, yani “görüngücülük”, gerçeğin sadece fenomenlerde aranması gerektiğini, bunun dışında ayrıca varlık alanı bulunmadığını savunan bir görüş, bir bakıma zahirîlik anlamına geliyor. Yorum hakkımızı kullanarak kendi alanımızla ilişkilendirecek olursak, medyada ya da sosyal medyada fenomen değilseniz yoksunuz, varlık alanının dışındasınız, yaşamıyorsunuz ya da biraz esneterek “görüngü” olduğunuz kadar varsınız diyelim, yani popülerlikle alakalı bir durum bu. Dolayısıyla çoğunuz yaşamıyorsunuz aslında, haberiniz olsun, zira “görüngü” değilsiniz, görünüyorsanız da toplumun geneli bundan habersiz, mübarek nurunuz topluma ulaşmıyor yani. Görüngümsün Nebahat! Okumaya devam et

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (4)

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (4)

İnsan her şeyi söyler, yaptıkları söylediklerinin sağlamasıdır, bu nedenle çok basit bir kural olarak lafa değil icraata bakılır. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük zehir taciri Escobar, “Ben çiçek ihracatı yapan iyi kalpli ve dürüst bir adamım” diyordu mesela, eğer Escobar çiçek ihracatı yapan iyi kalpli ve dürüst bir adam idi ise Türkiye’nin de Irak’ın kuzeyinde Barzo’yu asıp kesmesi mümkündür, neden olmasın, ben de Dünya Bilim İnsanları Derneği Başkanıyım, sıkıntı yok yani. Dernek üyeleri aidatlarını ödedi mi Nebahat!? Okumaya devam et

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (3)

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (3)

Günün anlam ve önemine binaen tek bir konuya odaklanmakta fayda var. Irak’ın kuzeyindeki referanduma ilişkin notlarım aşağıdadır. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana hoparlör dayasan az!  Okumaya devam et

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (2)

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar (2)

Etrafımı kalabalıklaştırma eğiliminde değilim, bilakis saf nitelik arayışındayım ve bu yüzden de gerek reel hayatta gerekse sosyal medyada çevrem her zaman sınırlı oldu. Yani… Yani yazıp konuşurken birilerini memnun etmek gibi bir amacım yok, istifade etmek isteyen etsin, eleştiri ve katkı sunmak isteyen sunsun, beğenmeyen varsa takip etmesin, okumasın, nasibini aramak için kendi meşrebine uygun mecralara yönelsin. İşimize bakalım Nebahat. Okumaya devam et

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar

21. Yüzyılda Osuruk Meyhanesinden Notlar

Peşinen belirtmiş olayım, yazdıklarımın fikrî, içtimaî ve saire herhangi bir açıdan sorumluluk alma düşüncesiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Sorumluluk, kıymetli ilim ve fikir adamlarımız çok severler bu kelimeyi, sorumlu olmak, sorumluluk almak, dinî sorumluluk, ahlakî sorumluluk, millî sorumluluk, içtimaî sorumluluk, hakka şahitlik sorumluluğumuz, uyarı ve ıslah sorumluluğumuz, zulümle mücadele sorumluluğumuz ve saire, kendi kendilerine güzel roller biçer, müthiş sorumluluklar yüklenirler. Benim ise hiç işim olmaz, bireysel olarak Allah’a ve evlâd-ı iyâlime karşı sorumluluklarım var, asgari ölçüde bunları yerine getirmekle yükümlüyüm, o kadar. Allah’a karşı her zaman mahcubum, bunu baştan kabul ederim, haddimi bilirim yani. Bunun dışında sorumluluk falan tanımıyorum, içtimaî (sosyal/toplumsal) olanıyla hiç işim olmaz, hele bu belasını arayıp bulmuş, toplama takım mahiyetindeki topluma karşı hiçbir sorumluluk yüklenmem, kılımı bile kıpırdatmam. Dinî yüceltin, millî değerleri koruyun, vatanı kurtarın, toplumu ıslah edin kıymetli ilim ve fikir adamları, işiniz bitince bana haber verirsiniz. Nerede çay içelim Nebahat? Okumaya devam et

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (10)

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (10)

Yazarak kendimi gerçekleştirdim, bunun için yazdım, dönem dönem meselelere farklı açılardan bakarak fikirlerimi ortaya koydum, zihnimde ne varsa “kim ne der” diye düşünmeden ortaya döktüm, bu yüzden yazdığım hiçbir yazıyı arşivden çıkarmadım, “o benim için o günün doğrusuydu” diye düşündüm hep. Kanaatimce “el âlem ne der” putu kırılmalı ve İsrail yıkılmalıdır! Okumaya devam et

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (9)

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (9)

İdealist söylemleri terk edeli uzun zaman oldu, öncelikle Allah’ın emaneti olan evlâd-ı iyâlime karşı sorumluyum, onun için öncelikle çalışmak, geçimlerini temin etmek zorundayım ve bunun da dünyaya bağlanmakla falan uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. İdeolojik çevrelerde birtakım ilim ve fikir adamlarının bunu zemmetmeleri herkesi kendileri gibi rahat zannetmelerinden kaynaklanır, bir kısmı hiç çalışmamıştır, bir kısmının da çeşitli cihetlerden geliri vardır. Yani yerim sizin idealizminizi! Ben içinde bulunduğum şartlar itibariyle sözümü söylüyor, yazımı yazıyorum, bunu da kendim için yapıyorum, başkaları yola gelsin, âleme nizam vereyim falan diye değil, gerisi de beni hiç alakadar etmez. Kıymetli ilim ve fikir adamlarımız “İslam davası uğrunda kılıç sallamaya”, “vatanı kurtarmaya” devam edebilirler. Ülke bölünür, işgale falan uğrarsa kendi üzerime düşeni yaparım, Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de olduğu gibi başımıza bombalar yağmaya başlarsa, sokakta işgalci askerler görürsem Sütçü İmam misali Editör İmam olmaya adayım, bu kadar. Şimdi idealizminizi de alıp çekilebilirsiniz, güle güle, uğurlar olsun, yaylanın, hasta etmeyin adamı. Kanaatimce insan herkesi kendi gibi rahat zannetmemeli ve İsrail yıkılmalıdır! Okumaya devam et

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (8)

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (8)

Din satmıyoruz, ideoloji pazarlamıyoruz, politik ve entelektüel porno çevirmiyoruz, anlaşılmaz olmak gibi entel fahişeliklerle de işimiz yok, yaptığımız şey hayata dair üzeri örtülen meseleleri elimizden geldiğince açık konuşmaktan ibaret. Kim ne düşünür, bana ne, benim sorunum değil, düşündüğümü söylüyorum, söyleyemeyenler düşünsün. Yazarlar genellikle yanlış anlaşılma endişesi taşırlar, bir zamanlar bizim de aynı endişeyi taşımışlığımız, bu nedenle “Yanlış anlaşılmaya yol açmamak için…” diye başlayan cümleler kurmuşluğumuz vardır, uzun zamandır bu endişeyi de taşımıyorum. Ben benim, olduğum gibiyim, kendime olmadık roller biçmediğim gibi yalandan tarihî bir misyon da yüklenmiyorum. İnsanlar kandırılmayı seviyorlar, işin içine din katınca daha da hoşlarına gidiyor, durum böyle diye bizim de aynı yolu takip etmemiz gerekmiyor. Neticede kendimizden sorumluyuz, hayat benim hayatım, imtihan benim imtihanım, duygu benim, düşünce benim, tercihler bana ait, insanlar katılır ya da katılmaz, milleti memnun etme memuru değilim ve bütün bunları özgürlük olarak nitelendiriyorum. Kanaatimce insan kendisi olmalı ve İsrail yıkılmalıdır! Okumaya devam et

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (7)

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (7)

Bir zamanlar her İslamcı yazar gibi ben de “görev” telakkisiyle yazıyordum, bu kendi kendimize uydurduğumuz bir şeydi, peygamberlerden çalınan bir roldü, aslında görev falan yoktu, üzerinde bulunduğumuz yol bize göre doğruydu sadece, ideolojik, katı ve acımasızdı, yolda kendimizi kaybetmiştik. Sonra kendime gelip, kendimi gerçekleştirmek üzere yazmaya karar verdim ve işte şimdi gerçekten yazıyorum. Kanaatimce insan doğal olmalı ve İsrail yıkılmalıdır! Okumaya devam et

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (6)

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (6)

En iyi söven millet biziz, sövgü literatürümüz oldukça geniş lakin estetik açıdan biraz problemliyiz, daha çok kaba sövüyoruz, bu arada estetiğin yanı sıra işin içine felsefe de katılması gerektiğini özellikle belirtmeliyim. Bununla birlikte hemen her konuda olduğu gibi sövgü konusunda da ikiyüzlülük yapıldığına şahit oluyoruz, millet, ağzı çok temizmiş, hiç sövgü bilmezmiş gibi “aaa ne ayıp” diye yalan yere ahlak gösterisi yapıyor. Şurada el âlem ne der diye düşünmeden birçok insanın aklından geçeni, tek başına kaldığında ağzından çıkanı açıkça söylüyoruz diye rahatsız olan varsa kusura bakmasın. Kanaatimce orospuya orospu, pezevenge pezevenk, ibneye ibne demenin erdemli bir davranış olduğundan şüphe edilmemeli ve İsrail yıkılmalıdır! Okumaya devam et

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (5)

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (5)

Karikatür dahi İsrail’i korkutmaya yetmiştir, bu nedenle Filistinli karikatürist Naci el-Ali’yi öldürdüler. el-Ali, İsrail karşıtı bir karakter meydana getirdi ve bunu yaygınlaştırdı, Hanzala, İsrail’in korkulu rüyası oldu. Bundan alınacak ders, insanın elindeki imkânı doğru kullanması gerektiğidir. el-Ali, karikatüristti, çizgiler ya da çizim onun elindeki yegâne imkândı, hedefi doğru belirledi ve sonuç aldı. İmkânlar çeşitlidir, örneğin bazılarının elinde notalar vardır, bazılarının elinde fotoğraf makinesi ya da kamera, benim elimdeki yegâne imkân ise kelimeler, yöneldiğim hedefin boyutu, çapı ya da büyüklüğü önemli değil, önemli olan o hedefe yönelmek, gerisi Allah’ın takdirine kalmış. Cato, Kartaca’nın yıkıldığını görmüştü, biz İsrail’in yıkıldığını görür müyüz bilinmez lakin biz görelim ya da görmeyelim Hanzala’nın yüzünü dönmesi için İsrail yıkılmalıdır! Okumaya devam et

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (4)

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (4)

Türkiye’de entelektüel tarz tekdüzedir, ruhsuzdur, kuru bilgi, düz yorum ya da fikir beyanı içerir. İşin içine biraz sövgü edebiyatı, biraz hareketlilik, dolayısıyla protest bir yaklaşım katmak gerektiğini düşünerek, Romalı devlet adamı Cato’dan mülhem “… Ve İsrail yıkılmalıdır” mottosunu devreye soktum. Söylemek önemlidir, birileri söyler, birileri yapar, bazı şeyleri zihinlere kazımak gerekir. Cato, politikadan, tarımdan, sanattan, çeşitli konulardan bahseder, sonunda “… Ve Kartaca yıkılmalıdır” diyerek bitirirdi, zira jeo-politik yasalar gereği Roma ile Kartaca’nın bir arada yaşaması mümkün değildi. Aynı durum bizim için de geçerlidir, işin tabiatı icabı nihai olarak ya Müslümanlar var olacak ya da İsrail. Evet, işlerin edebiyatla hallolmayacağı, aslolanın amel olduğu unutulmamalı ve İsrail yıkılmalıdır! Okumaya devam et

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (3)

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (3)

Yazmakla başkalarını değil kendimi ıslah etmeyi amaçladım, kendimi ikna etmeyi, kendimi gerçekleştirmeyi. Birtakım fikirlerimden rücû ettiğim zaman bunu gerekçeli olarak beyan etmeyi hem nefsimi hem de insanları aldatmış olmamak için görev bildim. Fikrî açıdan 10 yıl önce olduğum yerde değilim, 6 ay sonra bugün durduğum yerde olacağımın garantisi de yok. Fikir tabiatı icabı tekâmül etmek zorunda olduğu için hiç arşiv silmedim, bugüne kadar yazdıklarımın hepsini meselelere farklı açılardan bakılarak kaleme alınmış yazı ve kitaplar olarak görürüm, benim için hepsi değerlidir, fikir yolculuğumu, düşünce dünyamın gelişimini belgelerler. Yarın başka bir şeyin doğru olduğuna kanaat getirirsem açıkça söylerim, kimin ne düşüneceği hiç umurumda olmaz. Sabit fikir erdem değildir, düşünce dünyaları farklı bir şekil aldığı halde “eskiden de aynı çizgideydim” ayağına yatanlar ise ahlaksızdır. Bu arada, geçerken söyleyeyim, hakiki mânâda bir fikir adamından bahsedilecekse anılacak ilk isim Cemil Meriç olmalı ve İsrail yıkılmalıdır! Okumaya devam et

… Ve İsrail Yıkılmalıdır! (2)

… Ve İsrail Yıkılmalıdır (2)

Bazıları cehaletle kazanır bazıları ise faziletle kaybeder, cehaletle kazanan hakikatte kaybetmiş, faziletle kaybeden ise hakikatte kazanmıştır ama insanların çoğu bilmez, zira çoğunluk görünen sonuca bakar. Dünyevî sonuç bakımından cehalet yoluyla kaybedenler, fazilet yoluyla kazananlar da olur ama istisnadır, bu ara sıra vuku bulur, dünyada adalet yoktur çünkü. Bu arada, geçerken söyleyeyim, ölenin arkasından salya sümük ağlayıp, yaşayanı umursamayan sahtekârların cibiliyetine tükürülmeli ve İsrail yıkılmalıdır! Okumaya devam et

… Ve İsrail Yıkılmalıdır!

… Ve İsrail Yıkılmalıdır!

Bu kısmen bir sövgü yazısıdır! Bu kadar şerefsiz varken bizim sövmemiz mi hata!? Kalpazan dindarların çakma ahlakına aldanılmamalı ve İsrail yıkılmalıdır! Sövmek, insanî, siyasî ve sanatsal bir eylemdir. Zulme karşı tepki mahiyetinde bir sövgü edebiyatı meydana getirme konusu ihmal edilmemeli ve İsrail yıkılmalıdır! Okumaya devam et

Kalpazan Dindarlar

Kalpazan Dindarlar

Her gün yaşadığımız bir dünya rezalet hakkında yorum yapmak, insanın kendini vatan ve millet yahut bir başka açıdan ülke ve toplum adı altında içine düştüğümüz bu gayya kuyusunda olup bitenlere ilişkin bir şeyler söylemeye mecbur hissetmesi can sıkıcı, söylenenlerin hiçbir karşılığı yok, kahir ekseriyet cürüm işlemekte hiçbir beis görmüyor. Okumaya devam et

Tanrı İmalinin Tarihine Giriş

Tanrı İmalinin Tarihine Giriş

Boş bir kâğıt yahut tuval üzerine resim yapan kişi, kullandığı malzeme üzerinde istediği her şeyi yapabilir, istediği rengi, tonlamaları ve figürleri kullanır, istediği betimlemeyi yapar, kullanmaya karar verdiği figürleri kâğıda yahut tuvale istediği gibi yerleştirir. Bir ahşap oymacısı sıfırdan bir desen tasarlayıp bunu ahşap malzeme üzerine oyarken istediği gibi tasarrufta bulunur, eserini dilediği gibi meydana getirir. Bir heykeltıraş elindeki malzemeyi uygun gördüğü tarzda biçimlendirerek eserini ortaya çıkarır. Örnekler böyle uzar gider… Bu örnekleri neden verdik? İnsanın zihninde Tanrı imal etmesi tam da böyle bir şey olduğu için! Okumaya devam et

Bedavacı Müslümanların Trajedisi Bitecek mi? Anadolu Reayası İflah Olacak mı?

Bedavacı Müslümanların Trajedisi Bitecek mi? Anadolu Reayası İflah Olacak mı?

Tarihçiler çoğunlukla zalimlerin zorbaların yardakçısıdır, zira genel olarak tarih güçlüden yana yazılır, yorumlanır ve bu şekilde anlatılır. Cinayet ve katliamların meşrulaştırıldığı tarih yazımı ya da anlatımı doğrudan bu bahse girer. Hâkim algı siyasî tarih üzerine kuruludur, sanat ve düşünce tarihi geri plandadır. Türklerin tarih anlayışı da büyük ölçüde sefer-zafer-bozgun üzerine kuruludur, ancak felsefe, bilim ve sanatla desteklenmeyen kılıç iş görmez olunca elimizde sadece bozgunlar kaldı ve “büyülü” tarihin sonu da gelmiş oldu. Bağımsız akıl, mantık, felsefe, bilim, sanayi, teknoloji, bütün bunlar toplandı ve İslam Âlemi’nin üzerinden silindir gibi geçti. Zavallı Müslümanlar ise akılları çalışmadığı için bunlara sövmekle meşgul oldular, üretemiyor, geliştiremiyorlar, son çare inkâr ve sövgü. Nuh tufanı gibi bir felaket bekleyen, en azından ortaçağa dönüp, kılıç kalkanla savaşmayı, orayı burayı talan etmeyi arzu eden bedavacı Müslümanların trajedisi hiç bitmeyecek. Okumaya devam et

Mevcut “Din” Telakkisi Ateizm ve Deizmin Önünü Açarken

Mevcut “Din” Telakkisi Ateizm ve Deizmin Önünü Açarken

Türkiye zannedildiği gibi yüzde 99’u Müslüman olan bir ülke değil, bir. Ateist ve Deist sayısında önemli artış var, iki. Saçma sapan fetvalar, akılsızlık üzerine kurulu, para, lüks, ihtişamdan yana kafadan gayrimüsellah “din” anlayışı devam ettiği sürece bugün çok fazla hissedilmeyen, somut sonuçları henüz tam anlamıyla kendi göstermemiş olan gelişmeler ileride başımıza çok daha ciddi sıkıntılar açacak, üç. Özellikle tarihte geriye doğru çalışan kafadan kurtulup, ileriye doğru bir şeyler söylemek, dinî düşünceyi ileriye doğru kurmak gerekiyor. Okumaya devam et

“Din” Diye Önümüze Sürülen

“Din” Diye Önümüze Sürülen

Kuru kuruya böbürlenmenin, boş yere gurura kapılmanın tavan yaptığı, gelişigüzel seçilmiş, rastgele kullanılan içi boş sloganların dillerden düşmediği zor zamanlardayız. Müslümanlar modern dünyada dünya çapında felsefî eser mi verdi, bilim mi üretti, sanat eseri mi ortaya koydu, ne yaptı? Cevabı kocaman bir hiç olan bu soru can yakıcıdır. Rezil kepaze durumuna düşmüş 1,5 milyarlık yığının yaşadığımız çağa söyleyecek ne sözü var, dünya Müslümanlardan ne öğrensin? Kendileriyle yüzleşemeyen insan topluluklarının tarihle -üstelik tarih içindeki diğer seçenekleri hiç düşünmeden- övünmeleri mirasyedilik bahsine dahi girmez, zira o miras tükeneli uzun zaman oldu; buna sadece eldeki kalıntıların üzerinde tepinmek denir. Okumaya devam et

Ultra Modernistlere Gün Doğdu

Ultra Modernistlere Gün Doğdu

Dinî düşünce bundan sonra nasıl bir seyir takip edecek, dinî anlayış ya da algının bundan sonra gideceği yahut evrileceği nokta neresi? Bu sorunun cevabı önemli, zira bu konuda yaşanacak olan gelişmeler geleceğimizi şekillendirecek. Gelenek bugüne kadar kuvvetli bir direnç gösterdi, zaman zaman doğru argümanlar kullanarak kendini iyi savundu, ancak öte yandan pratikte yaşananlar nedeniyle modern dinî düşünce karşısında ciddi kayıplara da uğradı.   Okumaya devam et

İnsan Akıllı Bir Varlık mıdır? – İnsanlık Tarihinin Özeti

İnsan Akıllı Bir Varlık mıdır? – İnsanlık Tarihinin Özeti

İnsanın akıllı bir varlık olduğu yalnızca bir şayiadan ibarettir, yeryüzünde insan kadar psikopat bir varlık yoktur. Aslında genele bakıldığında, antik filozofların ve modern Batılı düşünürlerin yaptığı, bizim kızdığımız insan tanımı yanlış sayılmaz, “politik hayvan”, “alet yapan hayvan”, “düşünen hayvan”, “öğrenen hayvan” (Doğulu düşünür Konfüçyüs’ün tanımı), “araştıran hayvan”, “toplumsal hayvan”, “teori kuran hayvan”, “tutarsız hayvan”, “her şeye alışan hayvan”, “tartışan hayvan”, “deneyen hayvan”, “çıkarını düşünen hayvan”, “konuşan hayvan” ve saire… Bu tanımlardan bazıları İslam düşünce geleneğinde de yer bulmuştur, örneğin “hayvan-ı natık/konuşan hayvan” gibi (Farabi’nin tanımı). İbn-i Haldun da insanı “toplumsal hayvan” olarak nitelendirir. Okumaya devam et