Duvara İliştirilen Notlar (3) – İsa Hakkında

“Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.”

-İncil: Matta: 7: 13-14-*

Elimde İsa’ya ilişkin çok fazla not var, şimdilik bu notlardan seçtiklerimi (bu notların bir kısmını) paylaşmakla yetiniyorum, bu aşamada gerekli gördüğüm kadarını. Aşağıdaki paragrafların her biri farklı zamanlarda alınmış ayrı birer not olduğu için, her birinin başına (•) işareti koydum.   

Okumaya devam et

Duvara İliştirilen Notlar (2) – Çöküş

“Hakikat ve dalalet olduğuna inandığı şeyler hakkında hiç şüphesi bulunmadığından, diğer taraftan da kendi kuvveti hakkında açık bir bilgisi olduğundan, kalabalık, tahakküm edici olduğu kadar da mutaassıptır. Birey, itiraz ve münakaşayı kabul edebilir, fakat kalabalığın buna asla tahammülü yoktur.”

-Gustave Le Bon – Kitleler Psikolojisi-*

I

Bir kere dünyaya geliyorsun, yani bir tek hakkın var burada. İnsanı yok etmek üzere şekillenmiş yoz bir kültürün, aklını ve vicdanını dumura uğratmak üzere kurulmuş bir toplumsal yapının içine doğuyorsun. Daha kundaktayken başlıyorlar seni imha etmeye, henüz okula başlamadan kafanın içini dogmalarla, ön kabullerle, ön yargılarla dolduruyorlar. Zaman içinde bunları sahipleniyorsun, iyi bir şey zannedip savunuyorsun hatta. Kısacası, maruz kalıyor/maruz bırakılıyorsun. Ancak öğretilenler işe yaramıyor, seni kurtarmıyor, zaman içinde bunu fark ediyorsun ama belli etmemeye çalışıyorsun, bir de bakıyorsun ki, sen, sana öğretilenleri kurtarmak için çaba harcar olmuşsun.

Okumaya devam et

Duvara İliştirilen Notlar (1) – Sorun İçimizdedir

“Sonsuzca olmak ve sonsuzca yaşamak bir ve aynı şeyse, sende varolmak ve yaşamak apayrı şeyler olabilir mi?” 

-Aziz Augustinus – İtiraflar-*

Uzun zamandır yazıyorum, bugüne kadar elimden geldiğince belli bir düzen içinde, bütünlüklü yazmaya çalıştım, artık daha serbest, daha özlü yazmak istiyorum. Birikmiş notlarım var, öte yandan her gün aklıma düşenleri kayda geçiriyorum, Duvara İliştirilen Notlar başlığını bunları yayınlamak amacıyla oluşturdum, elbette uygun gördüğüm kadarını.

Okumaya devam et

Babil: İsa’dan Sonra 21. Yüzyıl – Maneviyat İçin Yeni İmkânlar

“Sonra, ‘Kendimize bir kent kuralım’ dediler, ‘Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.’”

-Tevrat: Yaratılış: 11: 4-

Hikâye meşhurdur, Tevrat’ta geçer ve çok farklı şekillerde yorumlanmıştır. Başlangıçta bütün insanlar aynı dili konuşmakta, aynı sözleri kullanmaktadırlar, doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup, oraya yerleşirler ve kendilerine bir kent kurmaya karar verirler, ancak Tanrı olaya müdahale eder, insanların birbirlerini anlamamaları için dillerini karıştırır, kentin yapımını durdurur ve onları dünyanın dört bir yanına dağıtır. Bu nedenle kente İbranicede “kargaşa/karışıklık” sözcüğünü çağrıştıran Babil adı verilir, çünkü Tanrı bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bir yanına dağıtmıştır.(1) Tek dil, kent kurma, kule inşaatı, ün salma, dağılmama ya da bir arada kalma arzusu, Tanrı’nın müdahalesi, dillerin karışması ve yeryüzüne dağılma… Efsane deyip geçmezsek bütün bunlar bize çok şey anlatır. Hikâyenin her öğesini tek tek yerine oturtarak bütüncül bir yorum yapma imkânı vardır, ancak burada, üzerinde durulacak konu itibariyle, hikâyeden kısmi bir çıkarım yapmakla yetinilecektir.

Okumaya devam et

Politik-Dünyevi Dinin Terk Edilmesi, Dehşet Saçan Diktatör Tanrı’nın Tahtından İndirilmesi Üzerine

“Mahşer gününde yalnızca gözyaşları dikkate alınacaktır.”

-E. M. Cioran – Gözyaşları ve Azizler-

Politik-dünyevi din -ki totaliterdir- ve onun Orta Doğu çöllerinden çıkıp gelen diktatör Tanrı’sı insanlığı uzun süre tutsak aldı. Bir Tanrı düşünün ki yarattığı evrendeki milyarlarca galaksiden birinin kıyısında bulunan bir gezegende politika yapsın, emir üstüne emir versin, muhaliflerine ya da muarızlarına hakaret ve tehdit yağdırsın, insanları birbirine kırdırsın vs. Krallara, sultanlara, despotlara/diktatörlere neden kızılır ki? Bunlar dehşet saçan diktatör Tanrı’nın yeryüzündeki izdüşümleri yahut insan taklitleri değiller midir? Sadece dini değil, din dışı/lâdînî baskıcı politik sistemler de temellerini bu Tanrı tasavvurunda bulurlar. Örneğin Il Duce’yi, Führer’i ya da El Caudillo’yu bu tasavvurdan bağımsız düşünmek mümkün değildir. Politik teolojinin ya da Tanrısal politiğin başka bir amacı var mıdır? Sevgi mi, asla, merhamet deseniz, hiç değil, tamamen politik bir düzen kurma, itaat altına alma, kısacası mutlak egemenlik tesis etme amacına yöneliktir. Peki, adalet sağlanmış mıdır? Son derece kuşkuludur, tartışılır, zira öne çıkan adalet değil, güçtür. Politik bir sistemde Tanrı tahta oturduğu zaman artık konuşulacak, tartışılacak bir şey yoktur. Okumaya devam et

Politik Dindarlığın Tahakküm Arzusu Üzerine

“Tarihte dindar zorbalardan daha bol olan bir şey görülmez.”

-Jean Meslier – Sağduyu-

Yahudilik ve onun devamı -tüm insanlığa hitap etmek bakımından evrenselleşmiş versiyonu- olan İslamiyet, maneviyat elbisesi giydirilmiş, üzerlerine teolojik örtü örtülmüş politik-dünyevi kurumlardır. Yahudiliğin üst-kurucu anlatısının en önemli iki unsuru “seçilmişlik” ve “vâdedilmiş topraklar” mitidir. Köleleştirilmiş yurtsuz bir halk olan Yahudiler, Musa’nın önderliğinde kölelikten kurtulmuş, Yeşu’nun önderliğinde vâdedilmiş topraklara girmiş, Davut ve Süleyman’ın krallıkları döneminde zirveye ulaşmışlardır. İslamiyet ise tek tanrılı üst-kurucu anlatısıyla 7. yüzyıl Arap yarımadasında şiddetli çekişme ve düşmanlığın hüküm sürdüğü çok-tanrılı dağınık kabile düzenine son vererek politik birliği ve asayişi sağlamış, sonrasında elinde kılıcıyla yakın ve uzak coğrafyalardaki diğer ülkelerin kapısına dayanmıştır. Yahudileri ve Arapları gerçek anlamda birer millet olarak tarih sahnesine çıkaran, etrafında toplandıkları Tanrısal söz ya da Tanrısal üst-kurucu anlatıları olmuştur. Okumaya devam et

Aydınlanma Farkı Üzerine

“Aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez ve bunun için gerekli olan özgürlük de özgürlüklerin en zararsız olanıdır: Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlenin önünde apaçık olarak kullanmak özgürlüğü.”

-Immanuel Kant – Aydınlanma Nedir?-

Yaşadığımız coğrafya tam teşekküllü bir Aydınlanma sürecinden geçmedi. Batı’daki gibi -ki burada Batı’dan kasıt Rönesans ve Aydınlanma’yı yaşayan ülkelerdir- zamana yayılan bir Aydınlanma süreci yaşanmadığı için, teknolojinin son derece geliştiği 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, yaşadığımız coğrafyada dinden kopuş beklenmedik şekilde hızlı oldu. İnternet bu hızlı kopuş için tek başına yetti de arttı bile, zira insanlar internet sayesinde birdenbire bütün dünyayı önlerinde buldular. Farklı düşüncelerle tanışmanın ve bilgiye ulaşmanın son derece basit hale geldiği bir ortamda, insanlık tarihi ölçeğinde bundan sonrası fazla uzun sürmeyecektir. Okumaya devam et

Tanrısal Politik Düzenin Bir Parçası Olarak Cami ve Toplu Ritüel Üzerine

“Şüphesiz ki mescitler Allah içindir…”

-Kur’an: Cin: 18-

Hayatımın büyük bölümünde düzenli olarak camiye gittim, dolayısıyla aşina olduğum, aynı şekilde doğup büyüdüğüm ülkenin kültürü ve -her ne kadar bugün ciddi bir biçimde zayıflamış olsa da- inancı itibariyle okuyucunun da aşina olduğu dini mekân camidir. Bu nedenle Tanrısal politik düzenin bir parçası olarak dini mekân konusu ele alınırken -daha çok iç mekân ve düzenden bahsedileceği, bu da aşinalığı gerekli kıldığı için- konunun etraflıca anlaşılması bakımından burada yalnızca cami ve camide icra edilen toplu ritüel üzerinde durulacaktır. Okumaya devam et

Tanrısal Politik Tasarımın Çıkmazları – Politik-Dünyevi Dinin Sorunları Üzerine

“Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur.”

-H. G. Wells – Zaman Makinesi-

Tanrısal politik tasarım ilk bakışta işe yarar ve kullanışlı görünmesine karşın sosyal ve politik düzen kurmak için üst-kurucu ilke olarak Tanrı’ya gönderme yapılmasıyla, bir diğer ifadeyle Tanrı’nın tıpkı bir insan gibi politika yapmaya başlamasıyla birlikte -tarih yerinde saymadığı, ilerlediği için- süreç içinde günümüze kadar uzanan bir dizi sorun ortaya çıkmıştır. Politik-dünyevi dinler öncelikle yerel ve tarihseldirler, ilk muhataplarının yaşadıkları koşullar altında ihtiyaca binaen ortaya çıkmışlardır. Kölelikten ya da esaretten kurtulma, yurt edinme, iktidarı ele geçirme, sosyal ve politik düzen kurma (düzenin iyileştirilmesi yahut değiştirilmesi), hukuk ihtiyacını karşılama, savaş açma, fethe çıkma, ganimet toplama gibi birtakım amaçlar o günün şartlarına uygun tarzda bu yolla gerçekleştirilmiştir. Ancak dün bir topluluğun yahut sitenin ihtiyaç duyduğu şey, bugün bir toplum yahut devlet için ihtiyaç olmaktan çıkabileceği gibi -ki çıkmıştır da-, geçmişte çözümün parçası olan şey, süreç içinde sorunun kendisi haline gelebilir. Okumaya devam et

Hakikat Arayışı – Huzur Arzusu

“Ateşli bir şekilde savunulan görüşler asla iyi bir temele dayanmayan görüşlerdir; gerçekten de şiddetli duygusallık, görüş sahibinin rasyonel kanıtlardan yoksun olduğunun bir göstergesidir. Politika ve din konularındaki görüşler hemen hemen tümüyle aşırı duygusallık ile bağıntılı olan türdendir.”

-Bertrand Russell – Sorgulayan Denemeler-

Sorun inanmak ya da inanmamak değildir, öyle olsaydı her şey çok basit olurdu, işimiz kolaylaşırdı. Sorun gerçekte neyin ne olduğudur. Cevaplanmayan, geçiştirilen, deyim yerindeyse hazır paket programlarla cevaplanması mümkün olmayan sorular önümüzde durmaktadır. Akıl Çağı ile birlikte dini üst anlatı ya da kurucu hikâye ciddi bir biçimde sorgulanır hale gelmiş, önemli ölçüde yara almıştır. Sorunun dışarıda olduğunu söylemek -eğer hatalı akıl yürütme/düşünce hatası söz konusu değilse- günü kurtarma, kendini kandırma ve insanları aldatma amacına yöneliktir. Sorunun kökenine inmekten kaçınan dindar zihin yüzeyde kendini kandırmaktadır. Okumaya devam et