Nasıralı İsa: Yol, Gerçek ve Yaşam (4) – Centurion

“Size şunu söyleyeyim, doğudan ve batıdan birçok insan gelecek, Göklerin Egemenliği’nde İbrahim’le, İshak’la ve Yakup’la birlikte sofraya oturacaklar.”

-Yeni Ahit/İncil: Matta: 8: 11-

Yaşadığımız coğrafyada olsun, dünya genelinde olsun, düşmanlık üzerine kurulu ikili dünyalardan, “Bizim” dışımızda kalanlara yönelik olumsuz algı ve değersizleştirme süreçlerinden, ötekileştirme/ötekileştirilme sorunundan muztarip olduğumuz için, Nasıralı İsa’yı takip ettiğimiz bu seride öncelikle O’nun “ötekilere” yönelik yaklaşımı ve bütünleştiriciliği üzerinde yoğunlaştık. “Ötekine” nasıl bir anlam yüklenecek? “Öteki” ile nasıl ilişki kurulacak ya da “ötekine” nasıl davranılacak? Bu, kadim insani sorunlarımızdan biridir ve bu konuda pek parlak bir sicile sahip değiliz. Serinin bu bölümünde, yine konuya ilişkin örneklerden biri üzerinde duracak, İsa ile Yahudi olmayan bir Yüzbaşı (Centurion) arasında geçen diyaloga odaklanarak, İsa’nın yaklaşım tarzına, ortaya koyduğu örnekliğe bakacağız.

İncil karakterleri oldukça renklidir, İncil anlatısı, bizi toplumun her kesiminden, her meslekten insanla tanıştırır, sıradan halk tabakası, vergi memurları, askerler, din adamları, yöneticiler vs. İncil karakterleriyle ilişki kurduğumuzda, her bir hikâyenin sadece sözü edilen karakterle ilgili olmadığını, aynı zamanda bizimle de ilgili olduğunu görürüz. İncil anlatısında yer alan karakterlerin hikâyelerini deneyimlemek ise hikâyenin arkasındaki asıl hikâyeyi tam olarak kavramamızı sağlar.

İncil, Matta: 8: 5-13 ve Luka: 7: 1-10’da İsa ile Centurion’un hikâyesine yer verir. Matta ve Luka’nın aktarımlarında bazı farklılıklar vardır. Öncelikle dikkat edilmesi gereken nokta şu ki, Dört Müjde’nin [Matta, Markos, Luka, Yuhanna] dördü de aynı olayları, aynı sıra ve aynı ayrıntılarla aktarsaydı, Dört Müjde’ye sahip olmazdık. Farklılıklar, yazarların amaçları, odaklandıkları noktalar ve anlatım tarzlarıyla ilgilidir. İncil yazarları, olayların farklı yönlerini, farklı detaylarını aktararak, bakış açımızı zenginleştirirler. Matta, Müjde’sini Yahudiler için, Luka ise Gentileler (Yahudi olmayanlar) için yazdı, dolayısıyla Matta ve Luka, olayları kendi yöntemleriyle ve kendi amaçlarına uygun şekilde aktarırlar ve Matta, olayları aktarırken sık sık kısaltma yoluna gider. İlgili anlatının Matta’daki versiyonu daha kısadır, ancak her iki versiyon da aynı kelimelerin kullanıldığı ifadelerin çoğuna sahiptirler, aynı olay sırasını korurlar ve her ikisi de aynı sonucu verirler.

Öncelikle göze çarpan farklılık şudur: Matta’nın anlatısında Yüzbaşı bizzat gelir ve İsa’dan yardım talebinde bulunur, Luka’da ise yardım talebini iletmek için başkalarını gönderir. Matta sadece Yüzbaşı’nın İsa’ya ilettiği mesajın özünü verirken, Luka olayı daha ayrıntılı olarak aktarır. Yaygın olan aracılık ya da vekâlet geleneğinde, bir aracı ya da vekil tam olarak onu gönderenin adına –onun gönderenin kendisi olarak- konuşur ve bir insanın vekili/vekilleri aracılığıyla söylediği ya da yaptığı şeyler kendi söylüyormuş ya da kendi yapmış gibi aktarılır. Bir kişiye onun verdiği yetkiyle yapılan bir konuşmayı ya da eylemi atfetmek, olağan bir anlatım tarzıdır ve Matta, bu anlatım tarzını benimser. Luka’nın kaydında dahi “Bu sözleri duyan İsa, Yüzbaşı’ya hayran kaldı” cümlesi, sanki Yüzbaşı oradaymış gibi okunur, oysa Luka’nın anlatısında Yüzbaşı orada değildir, İsa, kendisine aktarılan sözlerin, doğal olarak doğrudan Yüzbaşı’dan geldiğini kabul etmektedir. Diğer yandan, Yüzbaşı daha sonra İsa’nın yanına gitmiş olabilir, zira evden uzakta değildi [Luka: 7: 6], insan motivasyonları ve karar verme süreçleri karmaşıktır ve çoğu zaman bir miktar tereddüt veya fikir değişikliği içerir. İkinci farklılık, İsa’nın, Matta’daki anlatının sonunda yer alan “fazladan” sözlerinde görülür. Aşağıda da görüleceği üzere, Matta, Mesih’in Yahudilere yönelik kasvetli uyarısına odaklanırken, Luka, İsrail’e yapılan uyarıya yer vermeyerek, Gentileleri, ihtiyaç duydukları ilahi yardımdan mahrum kalmamaları için teşvik eder.

Üzerinde duracağımız İncil anlatısında, İsa, Dağdaki Vaaz’dan sonra Kefernahum’a gider. Orada İsa’yla ilgili haberleri duyan bir yüzbaşı, çok değer verdiği, ölüm döşeğindeki kölesini iyileştirmesini rica etmek üzere O’na Yahudilerin bazı ileri gelenlerini gönderir. Bunlar İsa’nın yanına gelince, içten bir yalvarışla O’na “Bu adam senin yardımına layıktır, çünkü ulusumuzu seviyor, havramızı yaptıran da kendisidir” derler. İsa onlarla birlikte yola çıkar. Eve yaklaştığı sırada, Yüzbaşı bazı dostlarını yollayıp O’na şu haberi gönderir: “Ya Rab, zahmet etme, evime girmene layık değilim. Bu yüzden yanına gelmeye de kendimi layık görmedim. Sen yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir. Ben de buyruk altında bir görevliyim, benim de buyruğumda askerlerim var. Birine, ‘Git’ derim, gider, ötekine, ‘Gel’ derim, gelir, köleme, ‘Şunu yap’ derim, yapar.” Bu sözleri duyan İsa, Yüzbaşı’ya hayran kalır ve ardından gelen kalabalığa dönerek, “Size şunu söyleyeyim” der, “İsrail’de bile böyle iman görmedim.” Gönderilenler eve döndüklerinde köleyi iyileşmiş bulurlar [Luka: 7: 1-10].

Mesajı anlayabilmek için öncelikle tarihsel arka plan ve Yüzbaşı’nın kim olduğu üzerinde durmamız gerekiyor. Yeni Ahit’te Romalı Centurionlardan bahsedilir (örn. Markos: 15: 39; Elçilerin İşleri: 27: 42-44) ve bu anlatıda sözü edilen Centurion da çoğunlukla “Romalı” olarak bilinir, ancak İ.S. 1. yüzyılın başlarında, olayın geçtiği Celile’de –ki, Kefernahum, Celile Denizi’nin kuzeybatı kıyısındadır- bir Roma garnizonu yoktu (2. yüzyılda kadar da olmayacaktı). Burada bahsedilen Centurion –diğerlerinin aksine- Roma ordusunun değil, Herod Antipas’ın Roma tarzında organize edilmiş kraliyet birliklerinin bir parçasıydı. Herod Antipas örneğinde olduğu gibi, Roma tarafından atanan, bir dereceye kadar özerkliğe sahip bağımlı hükümdarların bir ordu bulundurmaları ve gerektiğinde Roma’ya askeri destek sağlamaları gerekiyordu. Ordunun gerçek profesyonelleri, bir diğer ifadeyle belkemiği olan yüzbaşılar –yüz değil- seksen adamdan sorumluydular, belli bir statüye sahiptiler ve ücretleri oldukça iyiydi, sıradan askerlerden çok daha yüksek ücret aldıkları gibi, ganimetten de daha fazla pay alıyorlardı. Çoğunlukla statülerini aile bağlarına değil, askeri yeteneklerine borçluydular ve savaş alanındaki görevlerinin yanı sıra genel polislik gibi başka görevler de üstlendiler. Bunlar, genellikle şedit, gaddar ve halk tarafından sevilmeyen insanlardı. Anlatıda sözü edilen yüzbaşının milliyetini bilmiyoruz, “Ulusumuzu seviyor” ifadesinden de anlaşılacağı üzere, doğuştan veya din değiştirme yoluyla Yahudi olmadığı açıktır; bir Gentile, ancak Romalı değil. Yahudiler zorunlu askerlikten muaftı ve Herod Antipas, tıpkı babası I. Hirodes (Büyük Herod) gibi çoğunlukla Yahudi olmayan askerler kullandı. Luka’nın kaydı, Centurion’un, Yahudi inancına karşı sempati beslediğini ve Kefernahum’daki Yahudi cemaatine karşı hayırseverce davrandığını gösteriyor.

Sağlıklı insani ilişkilerin temelinde nezaket ve alçakgönüllülük yatar, statüsü ve mensubu olduğu mesleki grubun –en azından o gün için- genel karakteri göz önüne alındığında, Yüzbaşı’nın sergilediği yaklaşım olağanüstüdür. İsa’nın önünde kendisini “Evime girmene layık değilim, yanına gelmeye de kendimi layık görmedim” deme noktasına kadar alçaltır [Matta: 8: 8, Luka: 7: 6-7] ve tam bir teslimiyetle O’nu yüceltir. Centurion’un –hem kendisinin hem de İsa’nın konumu itibariyle- O’nunla birlikte görünmek konusunda ihtiyatlı davranmak istemesi veya bir Yahudi olmadığı için, Mesih’le doğrudan ilişki kurmaktan çekinmesi yahut Yahudi bir öğretmen olan İsa’nın, Yahudi olmayan birinin evinde kalması zahmetli olacağı için, O’nu müşkül durumda bırakmak istememesi gibi birtakım olası nedenlerden bahsedilse de, onun bu davranışı, ne doğuştan, ne de sonradan (din değiştirme yoluyla) Yahudi olmamasına karşın, Nasıralı İsa’ya duyduğu inançtan kaynaklanmaktaydı.

Yüzbaşı’nın, İsa’nın sadece gereken sözü söyleyerek hizmetkârını uzaktan iyileştirebileceğine olan inancı ya da güveni son derece çarpıcıdır, inancını ifade ederken, İsa’yı dahi hayran bırakan bir yaklaşım sergiler. Yüzbaşı, doğal olarak bu evrene bir askerin gözüyle baktı, ona göre bu dünya, en önemli şeyin otorite olduğu, canlı güçlerin kampıydı. Askeri yasalara ve üstlerinin emirlerine itaat konusunda eğitilmişti ve astlarının da onun emrine kayıtsız şartsız itaat etmeleri gerekirdi. Antik dünyada otoriteye karşı gelişmiş olağanüstü saygıyı da ayrıca göz önünde bulundurmak gerekir. Centurion şunları söyler: “Sen yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir. Ben de buyruk altında bir görevliyim, benim de buyruğumda askerlerim var. Birine, ‘Git’ derim, gider, ötekine, ‘Gel’ derim, gelir, köleme, ‘Şunu yap’ derim, yapar.” [Matta: 8: 8-9, Luka: 7: 7-8]. Yüzbaşı, böylece Mesih’te tezahür eden ilahi karakter ve güce ilişkin yüksek bir kavrayış ortaya koyar. Ordu içindeki kendi konumu üzerinden bir benzetme yapar, İsa, Tanrı’dan bir yetkiye sahiptir ve sadece tek bir sözüyle emri yürürlüğe koyabilir. Yüzbaşı, ilahi otoriteyi kavramıştır, bu, zorbaların hükmettiği türden insan icadı bir otorite değildir. İsa’nın otoritesi, ruhsallıkla/içsellikle, sevgi, saygı, insani ilişkilerde adalet, aydınlatma, bağışlama (af), iyileştirme (şifa) ve bütünleştirme yoluyla gerçekleşti; zorbalık, korkutma, sindirme, aşağılama, mahkûm etme vb. yollarla değil.

İsa, yüksek bir kavrayışın ifadesi olan bu sözlere hayran kalır ve Yüzbaşı’nın imanının tartışmasız büyüklüğünü ilan eder: “Ben İsrail’de böyle imanı olan birini görmedim/ İsrail’de bile böyle iman görmedim.” [Matta: 8: 10, Luka: 7: 9]. Kutsal Yazılar, İsa’nın iki kez hayrete düştüğünü söyler: Markos: 6: 6’da kendi halkının inançsızlığı ve burada Centurion’un büyük inancı karşısında. İsa, burada açıkça Yahudi olmayan birinin imanını İsrail’in imanının üzerine çıkarıyor. Yahudileri sevmesine ve havra* yaptırmasına karşın, Centurion hâlâ bir Gentile/bir Yahudi olmayandır. Bu, İsa’nın İsrail’de bulamadığı veya İsrail’de gördüklerini aşan bir imandır; en beklenmedik kişi ya da yerde büyük bir inanç bulunabilir ve Tanrı, bize gerçek imanı göstermek ya da öğretmek için “ötekileri” ya da “yabancıları” kullanabilir. İnancın büyüklüğü, insanların çizdikleri doktrinel sınırlara, dini kurumlara, birtakım aidiyet ya da mensubiyetlere bağlı değildir; Tanrı, neredeyse her zaman kendisini “ötekiler”, “yabancılar” aracılığıyla gösterir.

Gönderilenler eve döndüklerinde köleyi iyileşmiş bulurlar [Luka: 7: 10] ve Luka’nın ilgili kaydı burada sona erer. Luka, İsa’nın, “İsrail’de bile böyle iman görmedim” dedikten sonra söylediği sözlere yer vermez, doğrudan sonuca, kölenin iyileşme faslına geçer ve aktarımına son verir. Çünkü bir Grek olan Luka, diğer uluslar (Gentileler) için yazmaktadır ve bu nedenle İsrail’e yapılan uyarıyı aktarmaz. Matta ise kaydında, İsa’nın, “Ben İsrail’de böyle imanı olan birini görmedim” dedikten sonra söylediği sözleri aktarmaya devam eder. Çünkü kendisi de bir Yahudi olan Matta, Yahudiler için yazmaktadır ve bu noktadan itibaren uyarı Yahudileredir, onları ciddi bir biçimde alçakgönüllülüğe davet eder ve kibirlerini kırmayı amaçlar: “Size şunu söyleyeyim, doğudan ve batıdan birçok insan gelecek, Göklerin Egemenliği’nde İbrahim’le, İshak’la ve Yakup’la birlikte sofraya oturacaklar. Ama bu egemenliğin asıl mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak.” [Matta: 8: 11-12].

Burada öncelikle İsa’nın evrenselliğini ve inancın tüm dünyaya yayılacağının açık ifadesini görüyoruz. Tanrı, sadece Yahudilerin Tanrı’sı değildir, herkesin Tanrı’sıdır; insanlar sadece komşu ülkelerden değil, aynı zamanda en uzak sınırlardan gelecekler, doğudan ve batıdan, her ulustan insanlar, Göklerin Egemenliği’nde şölene katılacak, İbrahim, İshak ve Yakup’la birlikte sofraya oturacaklar, “öteki” ya da “yabancı” olarak görülenler, Tanrı’nın krallığının vatandaşları ve mirasçıları olacaklar. Dolayısıyla kişisel sorumluluklar ihmal edilmemeli, inanç ve umut sadece Tanrı’ya bağlanmalıdır; aidiyetler/mensubiyetler, sivil ve dini kurumlar imanı garanti altına alamaz ve insanları kurtaramaz. Böylece Yahudiler ile Gentileler arasındaki duvar yıkılmış olur. Nasıralı İsa’nın görevi, ırk, sınıf, cinsiyet, hatta –hiçbir zaman onaylamamakla birlikte- bariz günahkârlıktan etkilenmez, tüm ayrım ve “ayrıcalıkları” aşar, herkes içindir.

İsa, daha da ileri giderek, asıl mirasçıların dışarıdaki –Göklerin Egemenliği’nin dışında kalan- karanlığa atılacaklarını söylüyor: “Ama bu egemenliğin asıl mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak.” [Matta: 8: 12]. Ağlayış ve diş gıcırtısı, insani ıztırabın en yoğun biçimini ifade eder. İbrahim’in çocukları ve Tanrı’nın seçilmiş halkı olmakla övünen, kendilerini biricik mirasçılar olarak gören Yahudiler, bekledikleri Mesih’i gördüler, ancak çoğunlukla O’na inanmadılar. Çünkü bekledikleri Mesih’in dünyevi bir krallık, dünyevi bir güç ve ihtişam getireceğini düşünüyorlardı, kendi ulusları büyüyecek, krallıklarının zaferleri yayılacaktı. Ancak İsa’nın krallığı bu dünyadan değildir [Yuhanna: 18: 36]. İsa, Matta: 21: 43’te Tanrı’nın Egemenliği’nin İsrail’den alınacağını tekrar eder: “Bu nedenle size şunu söyleyeyim, Tanrı’nın Egemenliği sizden alınacak ve bunun ürünlerini yetiştiren bir ulusa verilecek.” [Daha geniş olarak Matta: 21: 33-45]. Burada belirli bir ulustan söz edilmez, bedenin değil, Ruh’un ürünlerini yetiştirecek, Yahudi-Grek, köle-özgür, erkek-dişi ayrımının söz konusu olmadığı [Galatyalılar: 3: 28-29], Matta: 8: 11’de sözü edilen, en uzak sınırlardan gelerek, Göklerin Egemenliği’nde İbrahim, İshak ve Yakup’la sofraya oturacak olan Tanrı’nın yeni ve evrensel halkından söz edilir; Tanrı’nın ulusu, bütün uluslardan oluşur. Yahudiler de bu ulusun bir parçası olmuşlardır. İsa’nın ilk takipçileri Yahudilerdi; tarih boyunca birçok Yahudi İsa’ya inanmıştır ve günümüzde de İsa’ya inanan Yahudiler bulunmaktadır [Aziz Pavlus’un konuyla ilgili açıklaması için Romalılar: 11: 11-24]. Sonra İsa, Yüzbaşı’ya, “Git, inandığın gibi olsun” der ve uşak iyileşir [Matta: 8: 13], böylece Matta’nın ilgili kaydı sona erer.

Bu, kimlik, ilahi otorite ve imana ilişkin bir İncil anlatısıdır. Gerçek inanç, görünür bir işaret ya da belirtiye ihtiyaç duymaz, ruhsallıkla/içsellikle, her hal ve şartta Tanrı’ya duyulan sonsuz güvenle ilgilidir. Yüzbaşı, İsa’nın kim olduğunu anladı, O’na inandı, güvendi ve İsa, onu geri çevirmedi. Nasıralı İsa’nın, “ötekinin” inancını arayan ve ortaya çıkaran adam olduğuna şüphe yoktur.

Atilla Fikri Ergun – atillafikriergun.wordpress.com

* Kefernahum’da İ.S. 4. veya 5. yüzyıldan kalma bir Yahudi tapınağı bulunmaktadır (Kefernahum Sinagogu/Beyaz Sinagog). Bu yapı, İ.S. 1. yüzyılın başlarına tarihlenen, siyah bazalttan inşa edilmiş eski bir sinagogun –muhtemelen Centurion’un yaptırdığı ve İsa’nın vaaz verdiği sinagogun- kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. Ancak bazalt yapının kapsamlı bir şekilde kazılması, beyaz kireç taşı güzel sinagogun sökülmesini gerektireceği için, bu şimdiye kadar yapılamadı; kanıt var, ancak tam olarak kazılamıyor. [bkz. James F. Strange-Hershel Shanks, Synagogue Where Jesus Preached Found at Capernaum, Biblical Archeology Society, Biblical Archaeology Review 9:6, Kasım/Aralık 1983, baslibrary.org, https://www.baslibrary.org/biblical-archaeology-review/9/6/1 – Son görüntüleme: 20 Ağustos 2022; Dr. Titus Kennedy (Arkeolog), Capernaum, 14 Temmuz 2020, Drive Thru History, drivethruhistory.com, https://drivethruhistory.com/capernaum/ – Son görüntüleme: 20 Ağustos 2022]

Yararlanılan kaynaklar:

– Albert Barnes (Teolog, 1798-1870), İncil Üzerine Notlar (1834), Bible Hub (biblehub.com) – Son görüntüleme: 20 Ağustos 2022

– Charles John Ellicott (Teolog, 1819-1905), Bible Commentary (Ellicott’s Commentary for English Readers), Bible Hub (biblehub.com) – Son görüntüleme: 20 Ağustos 2022

– Efraín Agosto (Yeni Ahit Profesörü, New York Theological Seminary, New York, NY, USA), Comentario del San Lucas 7:1-10, Working Preacher (workingpreacher.org) – Son görüntüleme: 21 Ağustos 2022

– Enzo Bianchi (Keşiş, d. 1943), Il nostro Dio si rivela attraverso il povero e lo straniero, XXV Convegno Ecumenico Internazionale di spiritualità ortodossa “Dono dell’ospitalità”, L’Osservatore Romano’dan kapsamlı özet, Note di Pastorale Giovanile (notedipastoralegiovanile.it) – Son görüntüleme: 20 Ağustos 2022; L’uomo e la fede, alzogliocchiversoilcielo.com, 19 Ocak 2013 – Son görüntüleme: 21 Ağustos 2022

– Helen K. Bond (Edinburgh Üniversitesi’nde Hristiyan Kökenleri Profesörü ve İlahiyat Okulu Başkanı), What Can We Know about the Roman Centurion?, Bible Odyssey (bibleodyssey.org) – Son görüntüleme: 20 Ağustos 2022

– Lucy Lind Hogan (Vaaz ve İbadet Profesörü, Wesley İlahiyat Fakültesi, Washington, D.C.), Commentary on Luke 7:1-10, Working Preacher (workingpreacher.org) – Son görüntüleme: 21 Ağustos 2022

– Vern Sheridan Poythress (Filozof, Teolog ve Yeni Ahit Bilgini, d. 1946), Inerrancy and the Gospels: A God-Centered Approach to the Challenges of Harmonization, Wheaton, IL: Crossway, 2012

** Kitab-ı Mukaddes’ten yapılan alıntılarda karşılaştırmalı yararlanılan kaynaklar: Codex Sinaiticus (codexsinaiticus.org); Kral James İncil’i (KJV) (kingjamesbibleonline.org); Cenevre İncil’i, The 1599 Geneva Bible, Patriot’s Edition, Tolle Lege Press, Ekim 2010; Kutsal Kitap: Eski ve Yeni Antlaşma (Tevrat, Zebur, İncil), Eski Antlaşma 2001, 2009, Kitab-ı Mukaddes Şirketi; Yeni Antlaşma 1987, 1994, 2001, 2009 Yeni Yaşam Yayınları (incil.info)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s